5 Ocak 2012 Perşembe

"YUNANİSTAN'DAKİ KRİZ MAKEDONYA İÇİN FIRSAT"

HAVADİS GAZETESİ
2011

Yrd. Doç. Dr. Uğur Özgöker, Makedonya’nın AB üyeliği isteğini, Yunanistan’la olan tarihi sorununu ve Balkanlar’daki son durumu Havadis’e değerlendirdi:

“Yunanistan’daki kriz Makedonya için fırsat”

Emine DAVUT YİTMEN
Girne Amerikan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Uğur Özgöker, Yunanistan’daki ekonomik krizin, Makedonya’nın Avrupa Birliği’ne (AB) girişi ve iki ülke arasındaki sorunun sona erdirilmesi açısından bir fırsat olarak kullanılabileceğini söyledi.
Özgöker, Yunanistan’ın krizden çıkması için finansal destek sağlayan Almanya ve Fransa’nın, “biz sana borçlarını ödemen için kaynağı sağlıyoruz, sen de Makedonya’ya daha yumuşak bak “yönünde Yunanistan’a baskı yapılabileceğini belirtti.
“Uluslararası ilişkiler güç politikasıdır. Bana kalırsa uluslararası ilişkilerin tek bir teorisi vardır; o da realizm yani gerçekçiliktir” diyen Özgöker, gerçekçiliğin güce dayandığını ve Yunanistan’ın zayıf olduğu bu dönemde, her şeyin yaptırılabileceğini kaydetti.
Makedonya’nın NATO’ya girişinin Yunanistan’la bir ilgisi olmadığını, bunun arkasında Rusya’nın bulunduğuna işaret eden Özgöker, Rusya’nın NATO’nun genişlemesini istemediğini aktardı.
Özgöker, Balkanlar’ın hassas bir konu oluğunu anlatarak “Ne kadar din farklılığını, etnik, kültür farklılığı çıkarsanız da Balkanlarda çatışma, kan eksik olamayacaktır. Büyük güçler de Rusya ve ABD bu kanın eksik olmasını istemiyorlar ki buraya müdahale etsinler. Balkanlar, Batı’nın Doğu’ya açılış kapısıdır. Dolaysıyla her zaman karışık olacaktır. Buranın toplu şekilde birleşmesi zordur. Bu ülkelerin tamamı AB üyesi olursa sorun çözülebilir” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Uğur Özgöker, özelde Makedonya, gelende Balkanların içinde bulunduğu durumu Havadis’e değerlendirdi:
Havadis: Yunanistan ve Makedonya arasında, Makedonya’nın isminden ötürü süregelen bir rahatsızlık var. Son olarak Makedonlar, Üsküp’e Büyük İskender’in heykelini dikme kararı aldı. Yunanistan ve Makedonya arsasındaki son durum nedir?
Özgöker: Uluslararası ilişkiler disiplininde Balkanizasyon diye bir terim var. Balkanizasyon bölünme, küçük parçalara ayrılma anlamını taşıyor. Bu tarihten gelen bir şey. Makedonya Krallığı tarihe şan vermiş bir devlet. Bu meyvesini Yunanistan yemek istiyor. Yunanistan, ‘Makedonlar Helen’dir. Onun için Makedonya adını almamalı’ diyor. Bugünkü Makedonya sorunu 1878’de başladı. Tarihte 93 Harbi, Osmanlı’nın en büyük hezimetidir. Sırbistan’ın bağımsızlığı tanındı, Bulgaristan Osmanlı’ya bağlı büyük bir krallık olacaktı, Romanya tamamen bağımsız olmuştu. O zaman Makedonya sorunu başladı. Bağımsız bir Sırbistan ve bağımsız bir Yunanistan vardı. Bu iki ülke gelişince Osmanlının balkanlardaki toprakları ve Bulgaristan toprakları tehdit altına girdi. 1912-1913 Birinci ve İkinci Balkan Savaşları’nda Sırplar, Karadağlılar ve Bulgarlar, Osmanlı’ya karşı savaştılar. O tarihte Makedonya üçe bölündü. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Yugoslavya altı cumhuriyet ve iki özerk bölgeden olan bir federal devlet haline geldi. Makedonya da bunun bir parçası oldu. Makedonların yaşadığı Kosova da özerk bir otonom bölge oldu. Yugoslavya dağılmaya başlayınca Makedonya, 1992 yılında bağımsızlığını ilan etti ve sorun çıktı. BM ve AB üyesi olan Yunanistan Makedonya adını tanımayacağını deklare etti.  Yunanistan ‘Makedonya Yunanistan’dır çünkü tarihi başkenti Selanik Yunanistan’dadır.  Buranın adı Üsküp Cumhuriyeti olsun’ dedi. Makedonlar bunu kabul etmedi. Yunanistan, Makedonya’yı iki yıl tanıttırmadı. BM bu sürenin ardından ‘Eski Yugoslavya’nın Makedonya Cumhuriyeti’ (Former Yugoslav Republic of Macedonia) adıyla tanıdı. Ancak Türkiye, Makedonya adıyla tanıdı. Yunanistan hala Makedonya’ya ‘Büyük İskender’in bayraktan armasını değiştir’ diye baskı yapıp, ‘seni AB’ye almayacağız, veto koyacağız’ diye tehdit ediyorlar.  NATO’nun belgelerinde Makedonya’nın resmi adını Türkiye geçirttirdi.

Havadis: Ancak NATO’da da sorun var değil mi? Yunanistan, Makedonya’nın NATO’ya girişini engelliyor…
Özgöker:  Engelleniyor. Ancak Makedonya’nın NATO’da olması Amerika’nın işine geliyor ve bu konuda Türkiye’yi destekliyor.

Havadis: Makedonya AB üyesi olmak istiyor.Yunanistan tarihi geçmişten gelen isminden dolayı bunu engelliyor. Peki hal böyleyken Makedonya’nın zoru ne de kalkıp Büyük İskender’in heykelini dikti. Bunun Yunanistan’la zaten gergin olan ilişkileri daha da gereceğini düşünmediler mi?
Özgöker: Her ülke tarihi simgelerini diker. ‘Ben Makedonyayım, İskender benim Kralımdır’ diyor. ‘Yunanistan ise Makedonya bizimdir, Helendirler’ diyor. Böyle saçma sapan bir şey olmaz. Yunanlılar Batı Trakya’daki Türklere de Türk demiyor; ‘Müslüman Azınlık’ diyor. Yunanistan’ın politikası bu.

Havadis: Makedonya’daki son seçimlerde Nikola Gruevski yeniden iktidara geldi. Batılı diplomatik kaynaklar, Gruevski’nin yeniden seçilmesiyle Yunanistan’la olan tartışmalarda herhangi bir açılım sağlanamayacağını ve AB ile NATO üyeliği girişiminin durağan kalacağını söylüyor. Ayrıca bu durum, yabancı yatırımın ülkeye gelişine engel olarak görülüyor. Son seçim sonuçları ilgili ne düşünüyorsunuz?
Özgöker: Siyasi politika her zaman ekonomik politikayı etkiler; fakat Makedonya bundan kurtuldu. 2 milyon nüfuslu bir ülke. Avrupa’nın Doğu’ya açılış kapısı olduğu için çok sayıda Alman, Avusturya, Türk ve Fransız firmaları yatırıma geliyor. Makedonya ekonomik politikaları ilk liberalleştiren Balkan ülkesi. Makedonya’nın ekonomik durumu mutlaka halledilecektir. NATO’ya girmesi konusu, Yunanistan’ın vetosuyla ilgili değil.

Havadis: Peki neyle ilgili?
Özgöker: Rusya ile ilgili. Rusya NATO’nun genişlemesini istemiyor. Örneğin şu anda Ukrayna’nın başında Rus taraftarı bir yönetim var. Bir önceki yönetim AB taraftarıydı, Gürcistan da NATO’ya girmek istiyordu. Amerika da bu ülkeleri istiyordu. Rusya kıyameti kopardı. Bu ülkeler Makedonya da dahil NATO’ya girerse bana karşı bir tehdit , bir savaş nedendir dedi. Onun üzerine Amerika üsteleyemedi. NATO içersinde de birtakım sorunlar var.  Fransa da NATO’nun genişlemesini pek istemiyor. Almanya, Rusya ile sorunlar yaşamak istemiyor. Dolaysıyla Makedonya’nın NATO’ya girişi, şimdilik dondurulmuş durumda görünüyor.

Havadis: Yunanistan’da şu anda ekonomik kriz var. Bunun siyasi yansımaları sonucunda, Makedonya’ya karşı bir yumuşama olabilir mi?
Özgöker: Kendiliğinden yumuşamaz. Bunu AB yumuşatabilir. AB 100 milyar Euro kadar finansal kaynak sağladı. Şimdi bir o kadar da daha sağlanması peşinde. Finansal açıdan tüm yük Almanya’nın üzerinde. Almanya ve Fransa isterlerse  Yunanistan’a baskı yapıp ‘biz sana borçlarını ödemen için kaynağı sağlıyoruz , sen de Makedonya’ya daha yumuşak bak’ diyebilirler. Uluslararası ilişkiler güç politikasıdır. Bana kalırsa uluslararası ilişkilerin  tek bir teorisi vardır; o da  realizim yani gerçekçilik. Bu da güce dayanır. Güçle istediğini yaptırabilirsin. Yunanistan bu dönem zayıf. Bu dönem Yunanistan’a her şeyin yaptırılması gerekiyor. Bunu, arkasında Rusya olan Almanya yaptırabilir.

Havadis: Almanya, Makedonya’nın dostu  mu?
Özgöker: Makedonya’da en büyük yabancı sermaye Almanya’ya ait. Almanya’nın tarihsel bir Doğu politikası vardır. Almanya büyük fedakarlıklara NATO’nun ve AB’nin Doğu’ya doğru genişlemesini Polonya’nın, Romanya’nın girmesini destekledi. Yükün yüzde 70’ini Alman bütçesi karşıladı.

Havadis: AB gerçekten Makedonya’nın girmesini istiyor mu? Yoksa ister gibi görünüp gerçekte Yunanistan’ın arkasına mı saklanıyor?
Özgöker: Makedonya tarihi olarak Avrupa’da yer alıyor. Avrupa’ya iktisadi bir yük getirmeyecek; çünkü 2 milyon nüfusu var. Ayrıca, Hıristiyan ve Almanya, Avusturya, İsviçre gibi kuzey ülkelerinin Akdeniz’e açılış yolu üzerinde. Bunlara net katkı sağlayacak bir durumda. Bence AB Makedonya’yı istiyor. İsminin de Yunanistan dışında diğer AB ülkeleri için bir önemi yok.

Havadis: Sırbistan’da son olarak Miladiç yakalandı. Miladiç’in yakalanması, AB üyesi olmak isteyen Sırbistan için itici bir unsur olarak görülüyor. Ayrıca Kosova ile sorununu çözme yönünde mesaj verirse AB’ye girişinin kolaylaşacağı gözüyle bakılıyor. Sırbistan’ın AB üyeliğine girişi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Özgöker: Sırbistan ekonomik nedenlerden ve siyasal izolasyondan kurtulmak için AB’ye girmek istiyor. AB üyeliği için Sırbistan’dan savaş suçlusu generallerin teslimini yapması istendi. Hırvatistan’a da aynı koşulu koymuşlardı. Hırvatistan buna uymadı ama 3 Ekim 2005’te üyelik müzakereleri başladı. Hırvatistan’ın bu yıl sonunda ya da en geç gelecek yıl tam üye olması bekleniyor.Sırbistan, Kosova’nın  bağımsızlığını tanımak zorunda.Öte yandan Amerika ve Avrupa tarafından Sırbistan küçültülüyor. Sırbistan bunun farkında ve bundan kurtulmak için AB’ye girmek istiyor. Sırbistan’dan üyelik için çok şey istenecek.Kosova’nın bağımsızlığını mutlaka tanıyacaktır;çünkü 1999 beri fiilen oraya Amerika sonra Avrupa kuvvetleri girdi.

Havadis: 2009 yılındaki seçimlerden sonra Arnavutluk paralize olmuş durumda. Ülkede yolsuzluk var, ekonomik durum kötü, AB ile müzakereler durdu. Balkanlardaki bu denklem içinde Arnavutluk’un yeri nedir?
Özgöker: Arnavutluk dünyadaki son otarşi devlettir. Yani kendi kendine yeterli bir devlet. Sosyalist zamanda, Sovyetler Birliği’nden kopuk, Çin’e bağlı bir devletti. Komünizmin en sertini uyguluyordu. Ülkenin ekonomik olarak toparlanması çok zor. Ülkede yarı Müslüöan yarı Hıristiyan bir nüfus var. Kosova’nın yüzde 90’ı Arnavut, Makedonya’nın yüzde 30’u Arnavut. Arnavutlar birçok toprağın içinde kaldılar. Ülkenin Yunanistan ile sorunu var. Kosova, Arnavutluk’la birleşmek istiyor. Arnavutluk önce ekonomik sorunlarını çözmek zorunda. Daha sonra siyasi sorunlara geçecek. Balkanlar’da en son AB’ye girecek olan ülke Arnavutluk.

Havadis: Ekonomik sorunları çözme yönünde herhangi bir plan uygulanıyor mu?
Özgöker: Özelleştirme, yabancı sermaye ile ilgili bir şeyler yapıldı. Ancak bunlar, çok yetersiz. Avrupa da Arnavutluk’a çok önem vermiyor; çünkü çok içine kapalı bir devletti. Ülkenin yeniden modernizasyonu zaman alacak.
Balkanlar hassas bir konu. Ne kadar din farklılığını, etnik, kültür farklılığı çıkarsanız da Balkanlarda çatışma, kan eksik olamayacaktır. Büyük güçler de Rusya ve  ABD bu kanın eksik olmasını istemiyorlar ki buraya müdahale etsinler. Balkanlar, Batı’nın Doğu’ya açılış kapısıdır. Dolaysıyla her zaman karışık olacaktır. Buranın toplu şekilde birleşmesi zordur. Bu ülkelerin tamamı AB üyesi olursa  sorun  çözülebilir.

28 Aralık 2011 Çarşamba

"TÜRKİYE MÜZAKERE KATILIMCISI OLMALI"

4 TEMMUZ 2011
HAVADİS GAZETESİ
Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis, Türkiye’nin Kıbrıs sorununda hayati bir rol oynadığını söyleyerek, Türkiye’nin müzakerelerin bir parçası yapılması gerektiğini kaydetti.

Anastasiadis, müzakerelerdeki diyaloğun, Kıbrıslı süreç olduğu dogmasına katılmadığını ifade ederek, “Türkiye’nin etkin olması bekleniyorsa müzakerelerde Türkiye’nin dışarıda tutulmaması gerekiyor” dedi.
DİSİ Genel Merkezi’nde Havadis’in sorularını yanıtlayan Anastasiadis, BM himayesinde devam eden müzakerelerin iki toplumun temsilcilerinin yanı sıra, Türkiye, Yunanistan ve AB’yi içine alacak şekilde genişletilmesinin önemini vurguladı.
Anastasiadis, 7 Temmuz’da Cenevre’de yapılacak olan zirveyle ilgili olarak müzakerelerde geçen 3,5 yılda, yapılmayan şeylerden dolayı elde edilen ilerleme nedeniyle iyimser olmadığını dile getirerek, çözümsüz geçen her günün iki toplumun çıkarları aleyhine çalıştığına dikkat çekti.
“Müzakereler sonsuza dek süremez”
Anastasiadis, her zaman için pozisyonlarının takvimleri kabul etmemek olduğunu belirterek, “Ancak, sonsuza kadar da müzakere edemezsiniz. Bu nedenle sorun, iki tarafın ne kadar yapıcı olduğuna bağlı” dedi. Haziran 2012’den önce çözüme ulaşabileceğini, ancak bunun Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na bağlı olduğunu vurgulayan Anastasiadis, “Bir gün 23 Mayıs Anlaşması’nı kabul ettiğini söylerken, ertesi gün Hristofyas’la Talat arasındaki geçmişteki anlaşmaları kabul etmediğini söylüyor. Bu çabada açık olmalıyız. Kendimize dürüst olmalıyız ve ülkenin nasıl inşa edileceği yönünde vizyonumuz olmalı. Bu ülkeyi herkes için cennete çevirebileceğimiz yönünde vizyona sahibim” diye konuştu.
“Maraş çözümün parçası değil, iyi niyet göstergesi”
Anastasiadis, Türkiye’nin, uzmanların Maraş’a girip şehrin durumuyla ilgili rapor hazırlanmasına izin vermesinin iyi bir ileri adım olabileceğini söyledi. Anastasiadis, Maraş’ın çözümün bir parçası olmadığını, bir iyi niyet göstergesi veya güven yaratıcı önlem olarak değerlendirileceğini kaydetti.
Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs sorunu ile ilgili Havadis’in sorularını yanıtladı.
Havadis: Son seçimlerde DİSİ parlamentoda 20 koltuk kazandı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anastasiadis: Partimizin bariz bir zaferidir. Oy oranımızı 34.5’e yükselttik, parlamentoda daha çok koltuk kazandık. Tabii ki Meclis Başkanı’nın seçimi de çoğunluğun, bugünlerde hükümetin değil, muhalefetin yanında olduğu yönünde güçlü bir mesaj verdi.
Havadis: Bunu, 2013 yılında başkanlık seçimlerine aday olacağınız yönünde bir sinyal olarak algılayabilir miyiz?
Anastasiadis: Başkanlık seçimini konuşmak için henüz çok erken. Şu anda yüzleşmemiz gereken birçok sorun var. Bunlardan bir tanesi de Kıbrıs sorunu. Ayrıca finansal krizden kaynaklanan ekonomik sorunlar da var. Öte yandan şunu da kabul etmeliyiz ki nüfusun üçte birinden daha çok bir kesimi temsil eden parti olan DİSİ, başkanlık seçimlerine katılacaktır. Ama bunu şahsım için söylemiyorum; genel konuşuyorum.
Havadis: Doğrudan Ticaret Tüzüğü’ne karşı olduğunuzu biliyoruz. Neden karşısınız? Rum Yönetimi müzakerelere iyi niyet çerçevesinde devam ettiğini beyan ediyor ama bir yandan da Ercan’a yapılan charter uçuşları engellemeye çalışıyor. Bu durum Rum Yönetimi’nin söylemine ters düşmüyor mu?
Anastasiadis: Size karşı açık sözlü olacağım. Kimse Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu istemiyor. İzolasyon, işgal kuvvetlerinin desteklediği yasa dışı rejimden dolayı var. Umudumuz, bu istenmeyen durumun sona ermesi için nihai global bir çözüm bulunmasıdır. Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün, yasa dışı rejimin statüsünün yükseltilmesine yol açtığına inanıyoruz.
Havadis: Amacın bu olduğundan emin misiniz?
Anastasiadis: Ercan Havaalanı’ndan söz ettiniz. Ercan’ın, BM veya AB’nin altında faaliyet göstermesi ve Türkiye’nin aynı anda Kıbrıs bayraklı gemilere limanlarını açması halinde, Ercan’a uçuşlara herhangi bir itirazımız yok. Dolaysıyla bu cevaplaması kolay bir soru değil. Örneğin, Türkiye tarafından somut bazı adımlar atılabilir. Türkiye Protokol 10’ u uygulayabilir. Sizin de bildiğiniz gibi FIR Hattı, devletin egemenliğinin bir parçası. Şu anda Kuzey’de devam eden olayın yasal bir zemini yok. Bu, iki toplumlu, iki kesimli federasyon çözümüyle sağlanabilir.
Havadis: Brüksel’de bir toplantıda, Maraş’ın iyi niyet göstergesi olarak Türkiye tarafından ortaya konulabileceği açıklamasında bulundunuz. Türk tarafı böyle bir açılımda bulunursa Rum tarafı bunun karşılığında ne vermeyi planlıyor?
Anastasiadis: Başkan Hristofyas tarafından bir öneri sunulmuştu. Bu öneri, hayalet şehir Maraş, AB veya BM gözetiminde Kıbrıslı Rumlara verilsin; aynı anda Mağusa Limanı AB gözetiminde açılsın şeklindeydi. Ayrıca Türkiye’nin, uzmanların Maraş’a girip şehrin durumuyla ilgili rapor hazırlanmasına izin vermesi iyi bir ileri adım olur.
Havadis: Bizim taraf Maraş’ın çözümün bir parçası olduğunu söylüyor…
Anastasiadis: Bu çözümün bir parçası değil. Bu bir iyi niyet göstergesi veya güven yaratıcı önlem olarak değerlendirilecek. Şu anda bir çıkmazla yüz yüzeyiz. Bence iyi niyet önlemleri olarak Türk limanlarının ve Mağusa Limanı’nın açılmasından önce, daha çok sınır kapısının açılması gerekiyor. Bu, içinde bulunduğumuz duruma bir hız kazandıracaktır. Bugünlerde Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumunun çoğunluğunda bir hayal kırıklığı olduğuna ve hiçbir yere gitmiyoruz duygusunun hakim olduğuna eminim. Birbirleriyle karışma imkanı bulmamış olan genç nesil olduğu unutulmamalı. Üzgünüm ki adım adım istemesek de ayrılık için çalışıyoruz; buna doğru gidiyoruz. Bu durum da hem Kıbrıslı Rumlar hem de Kıbrıslı Türkler için çok kötü olacak. Biz Avrupa ülkesiyiz ve iki kesimli, iki toplumlu, BM kararlarında tarif edilen siyasi eşitliğe dayalı bir federasyonla birleşik bir ülke inşa edebiliriz. Bir cennette yaşıyoruz ve bunu cehenneme çevirmeye çalışıyoruz.
Havadis: Eylül ayından itibaren Kıbrıs sorunun çözümü ile ilgili bir inisiyatif üsteleneceğiniz söyleniyor? Bu inisiyatif neleri kapsıyor?
Anastasiadis: Parti olarak Kıbrıs sorunundaki çeşitli başlıklar için alternatif çözümler ve alternatif öneriler hazırlayacağız. Ardından da siyasi partilerle tek tek toplantı yapıp, ortak bir zemin bulmayı planlıyoruz. Sizin de bildiğiniz gibi partiler arasında farklılıklar var. Bu nedenle bazı başka öneriler de ortaya koyduk. Bu öneriler de herkes tarafından bilinen öneriler.
Havadis: AKEL, inisiyatif alma açıklamanıza karşı bir tepki gösterdi mi?
Anastasiadis: Şu anda bir reaksiyon yok ama Ulusal Konsey toplantılarında masaya koyduğumuz önerilere karşı çıkıyorlar.
Havadis: Sözünü ettiğiniz öneriler ne içeriyor?
Anastasiadis: BM himayesinde müzakere katılımcılarının iki toplum temsilcileri yanında AB, Türkiye ve Yunanistan’ı içine alacak şekilde geliştirilmesi. Bunun, Kıbrıs sorununa direkt ilgisi olan herkese kendi önerilerini masaya koyma yönünde bir şans vereceğine inanıyorum. İkinci öneri, müzakerelerdeki başlıklarla ilgili alternatif önerilerden oluşan global öneriler hazırlanmasıydı. Üçüncüsü de güçlü bir devletin tüm gücünü merkezi hükümette yoğunlaştıran bir devlet olmadığına inanıyoruz.
Havadis: 7 Temmuz’daki Cenevre zirvesi ile ilgili beklentileriniz nelerdir?
Anastasiadis: Müzakerelerdeki 3,5 yıl ve yapılmayan şeylerden dolayı elde edilen ilerleme nedeniyle iyimser değilim. Çözüm olmadan geçen her gün, iki toplumun çıkarlarına karşı çalışıyor.
Havadis: “Yapılmayan şeylerden dolayı” derken neyi kastediyorsunuz? Neler yapılabilirdi?
Anastasiadis: Size başkana sunduğum açılımların neler olduğunu söyleyemem. Bence iki taraf çalışabilir önerileri sunma yönünde cesur olmalı. Türkiye’nin etkin olmasını bekliyorsak, müzakerelerde Türkiye’nin dışarıda tutulmaması gerekiyor. Ben diyalogun Kıbrıslı süreç olması dogmasına katılmıyorum.
Havadis: Ama Sayın Hristofyas bunu müzakerelerin en başından beridir söylüyor…
Anastasiadis: Bunu en başında söylerken kendisine bir nedenden dolayı tam olarak katılıyordum. 2004 yılında herkes dış müdahaleleri ve üçüncü şahısları suçlamıştı. Bu üçüncü taraflara, Kıbrıslılar dışında başka ülkelerden empoze edilecek çözümlerin kabul edilmeyeceği yönünde güçlü bir mesaj taşıyordu. Ancak her gün ne söylediğinizi de dikkate almalısınız. Sürekli “Türkiye karar vericidir, Türkiye isterse çözüm olur” diyorsanız, o zaman niye Türkiye’yi diyaloğun dışında tutuyorsunuz? Eğer bu sürecin Kıbrıslı süreç olduğunda ısrar ediyorsanız, niye Sayın Erdoğan’dan Boğaz’da Kıbrıs sorununu konuşarak balık yemek için sizi davet etmesini istiyorsunuz? Bu, birbiriyle çelişen bir durum. Türkiye gerçekte Kıbrıs sorununda hayati bir rol oynuyor. O zaman gelin, Türkiye’yi müzakerelerin bir parçası yapalım. Burada uluslararası konferanstan söz etmiyorum. BM himayesi altındaki müzakere prosedürünün genişlemesinden söz ediyorum. 1968 yılındaki görüşmelere Klerides, Denktaş, Yunanistan’dan Mihail Dekleris ve Türkiye’den Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı katılmıştı.1972 yılında çözüme çok yakındılar.
Kıbrıs Türk vatandaşlarımız ve Türkiye, Kıbrıslı Rumların mülkiyet, göçmenlerin evlerine dönüşü gibi konulardaki endişelerini dikkate almalı. Aynı zamanda tarihi ve dini eserlere, kilise gibi sembollere saygı gösterilmesi çok önemli. Biz tüm camileri ve mezarlıkları iyi bir şekilde muhafaza etmeye gayret ettik.

Havadis: Mülkiyet konusundan söz ettiniz. Mülkiyet çok hassas bir konu ve belki de bu nedenle Kıbrıs sorunu çözülemiyor. Rum Yönetimi, Taşınmaz Mal Komisyonu’na karşı ve vatandaşlarına buraya başvurmamalarını söylüyor. Komisyonla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Anastasiadis: Bu konuda bir karışıklık olduğunu kabul etmeleri gerekiyor. Mülklerini geri almak isteyen, evlerine dönmek isteyenler var. Bazıları da mali sorunlardan dolayı başvuruyor. Bu komisyonun Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yasal bir organı olduğu söyleniyor. Bu sorunun yanıtı kolay değil. Umut edelim ki müzakereler yoluyla bu soruna adil bir çözüm bulunsun.
Havadis: BM, Kıbrıs’ın AB Dönem Başkanlığı öncesinde müzakerelerde somut sonuçlar almak istiyor ve bu da haliyle Hristofyas’ın karşı olduğu doğal takvimleri gündeme getiriyor. Siz de takvime karşı mısınız?
Anastasiadis: Bizim her zaman pozisyonumuz takvimleri kabul etmemek olmuştur. Ancak, sonsuza kadar da müzakere edemezsiniz. Bu nedenle sorun, iki tarafın ne kadar yapıcı olduğuna bağlı. Haziran 2012’den önce çözüme ulaşabiliriz ama bu Sayın Eroğlu’nun müzakere masasına nasıl öneriler koyduğuna bağlı. Örneğin müzakere çerçevesi olan iki toplumlu, iki bölgeli, tek egemenlik, tek uluslararası temsiliyeti olan federasyonla ilgili bazen endişeleri olduğunu söylüyor bazen de tam tersini yapıyor. Bir gün 23 Mayıs Anlaşması’nı kabul ettiğini söylerken, ertesi gün Hristofyas’la Talat arasındaki geçmişteki anlaşmaları kabul etmediğini söylüyor. Bu çabada açık olmalıyız. Kendimize dürüst olmalıyız ve ülkenin nasıl inşa edileceği yönünde vizyonumuz olmalı. Bu ülkeyi herkes için cennete çevirebileceğimiz yönünde vizyona sahibim.

"NÜFUS SAYIMINDA ANLAŞMIŞTIK"

REFERANDUMDAN SONRA SAYIM… “Bu konu, bizim zamanımızda da gündeme geldi.  Nüfus sayımını prensip olarak dışlamadım. Kıbrıs sorunu çözülür, ona göre referandumdan önce bu sayımı yaparız. Böylece anlaştığımız unsurların ne kadar doğru olup olmadığını da görürüz ve o gerçekler ışığında referanduma gideriz”
 TARTIŞMA İLE ZAMANA OYNANIYOR… “Kıbrıs Rum tarafı, seçimlere kadar fazla bir şey olmaması için bunu bahane olarak kullanıyor. Kıbrıs Türk tarafı da aynı çizgidedir. O da oyalamak istiyor. Türkiye ise seçimlere yoğunlaştığı için kaçınılmaz olarak zaten bu konuda hareket edemiyor”
 DOĞAL KAYNAK GELİRLERİNİN BÖLÜŞÜMÜNDE YAKINLAŞMA OLDU…
Talat, federal yetkiler içinde bulunan doğal kaynaklardan elde edilecek gelirlerin bölüşümü konusunda, kendi döneminde yakınlaştırıcı öneri yapıldığını, şimdiyse yakınlaşmanın sağlandığını söyledi
 EKONOMİ BAŞLIĞINDA DÜZENLEME YAPILABİLİR… Doğal kaynakların ekonomik olarak nasıl değerlendirileceğinin, anlaşmanın bir parçası olabileceğine dikkat çeken Talat, “Doğal kaynaklar içinde en ciddi olanlar gaz ve petroldür. Ekonomi başlığı altında bununla ilgili bir düzenleme yapılmalıdır” dedi
 Emine DAVUT YİTMEN
  İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerde tartışılan nüfus sayımı konusunun, kendi döneminde de gündeme geldiğini ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunduktan sonra, referanduma gidilmeden önce, sayımın yapılması konusundaki önerisinin,  Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas tarafından kabul gördüğünü açıkladı.
    Havadis’e konuşan Talat, nüfus sayımı ile ilgili krizi Kıbrıs Türk tarafının iyi yönetemediğini, bunu reddetmemesi gerektiğini söyledi.
   Talat, Rum lider Hristofyas’ın BM gözetiminde bir nüfus sayımını en başından beridir önerdiğini anımsatarak, ancak bunun hangi mantıkla istediğinin analiz edilmesi gerektiğini belirtti.
   “Ben niçin istediklerini öğrenmiştim” diyen Talat, sözlerine şöyle devam etti:
    “Rum tarafı hassastır. Siyasi partiler, yıllardır nüfus sayımı istedikleri ve talep ettikleri için bu konuda Hristofyas onları tatmin etmek istiyor. O zaman işin rengi değişir. Eğer maksat buysa o zaman karşı öneri yaparsınız; reddetmezsiniz”.
   Kıbrıs Türk tarafındaki yetkililerin “nüfus sayımı gereklidir yönündeki açıklamaları ile ilgili olarak Talat, “Nüfus sayımı yapılmadan, Devlet Planlama Örgütü (DPÖ)’ne görev verilir. Bir günde, şu andaki nüfus çıkarılır. Muhaceret kayıtları vardır; giren çıkan hepsi kayıtlıdır. 2006 nüfus sayımı da oradadır. Ancak Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın ‘nüfus sayımı yapılması’ gerekir demesi ya hiçbir şey bilmemelerinden kaynaklanır ya da bürokratların büyük günahı vardır, kendilerini uyarmıyorlar. Bana göre, bu konudaki kamuoyu baskısını ortadan kaldırabilmek için ‘nüfus sayımı yapacağız’ dediler” yönünde eleştirilerde bulundu.
 “Doğal gaz federal yetki konusuydu”
   İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs ve İsrail arasında doğal gaz konusunda yapılan çalışmalarla ilgili olarak, kendi döneminde yürütülen müzakerelerde doğal gaz, petrol ve su gibi doğal kaynakların federal yetkide olacağı konusunda ortak bir görüş birliğine vardıklarını söyledi.
   Talat, Rum Lider Histofyas’a doğal gaz konusundaki girişimlerinden vazgeçmesi için telkinlerde bulunduğunu ifade ederek, AB üyesi olan Kıbrıs Rum tarafının, Avrupa’yı arkasına aldığını ve yapabilecek pek fazla şey bulunmadığını belirtti.
   Talat, kendi döneminde doğal kaynaklardan elde edilecek gelirlerin bölüşümünde bir yakınlaşma önerisi sunduklarını anlatarak, “Belli bir oran üzerinde anlaşalım ve bölüşüm iki kritere dayalı olsun şeklindeydi. Bölüşümdeki kriterler de nüfus ve yaratılan GSMH idi.  Dolaysıyla tahmin ediyorum ki bugün o noktaya gelindi. Bu konuda yakınlaşma oldu dendiğini hatırlıyorum” diye konuştu.

İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Havadis’e konuştu:
 Soru: Nüfus sayımı konusunda her kafadan bir ses çıkıyor. Rum Lider Dimitris Hristofyas diyor ki “BM’de bir birim var; onun gözetiminde, adanın genelinde nüfus sayımı yapılsın”. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun ise  “Eş zamanlı nüfus sayımına karşıyız. Bunun gerekçesi de Kıbrıs’ı tek bir halk gibi gösterecekler ve bizim bu coğrafyayı idare etme durumumuz ortadan kalkmış gibi görünecek’ tarzında açıklamaları var. Son olarak Hristofyas, devlet memuru olmayan eğitilmiş kişilerin nüfus sayımını yapmasından söz etti. Bütün bu açıklamalar, konuyu daha da karmaşık hale getiriyor. Müzakerelerde her şey bitti de tüm olay nüfus sayımına mı kilitlendi?
Yanıt: Bu konu, bizim zamanımızda da gündeme geldi. Ben nüfus sayımını prensip olarak dışlamadım. Nüfus sayımı yaparız; ama Kıbrıs sorunu çözülür, ona göre referandumdan önce bu sayımı yaparız. Böylece anlaştığımız unsurların ne kadar doğru olup olmadığını da görürüz ve o gerçekler ışığında referanduma gideriz.
 Soru: Yani burada Kıbrıs Türk tarafı taktiksel bir hata mı yaptı?
Yanıt: Kıbrıs Türk tarafı her şeyiyle hata yapıyor.
 Soru: Cumhurbaşkanı Eroğlu tarafından yapılan ilk açıklamada,  ekonomik ve sosyal şartlardan dolayı bir nüfus sayımının yapılması gerekliliği gündeme gelmişti…
Yanıt: Aslında o gerekmez. Nüfus sayımı yapılmadan, Devlet Planlama Örgütü (DPÖ)’ne görev verilir. Bir günde, şu andaki nüfus çıkarılır. Muhaceret kayıtları vardır; giren çıkan hepsi kayıtlıdır. 2006 nüfus sayımı da oradadır. Ancak, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın “nüfus sayımı yapılması” gerekir demesi, ya hiçbir şey bilmemelerinden kaynaklanır ya da bürokratların büyük günahı vardır, kendilerini uyarmıyorlar. Bana göre, bu konudaki kamuoyu baskısını ortadan kaldırabilmek için “nüfus sayımı yapacağız” dediler. Sanki nüfus sayımı sihirli bir değnektir ve nüfus sayımı yapılınca her şey düzelecek. Yok ki öyle bir şey. Tedbir almaya hazır mısın? Türkiye ile ilgili bu konuda görüşmeler yaptın mı? Bunların hiçbirini yapmadan, “nüfus sayımı yapacağız” deyip insanları uyutmaya çalıştılar. Bizim taraftan gelen “nüfus sayımı yapacağız” tepkisi budur.
 Hristofyas eskiden beri BM gözetiminde bir nüfus sayımı istiyor. Ama bunu hangi mantıkla istediğini analiz etmek lazım. Ben ettim; kendisine önerdim ve kabul etti.

 Soru: Analiziniz neydi? Neyi önerip, kabul ettirdiniz?
Yanıt: Referanduma yakın bir zamanda BM gözetiminde veya AB gözetiminde veya uluslararası gözetimde nüfus sayımı yapılsın. Nasıl olsa, referandumdan sonra birleşik bir devlet kurulacak ve bu insanlar anlaştığımız zemin üzerinde o devletin vatandaşı olacak. Hristofyas bunu kabul etti. Kendisine, “sen niye nüfus sayımı istiyorsun? Gel anlaşalım, bu işi imzalayalım bitsin, ondan sonra da o anlaşmamız uygulansın” dedim. Bana dedi ki “Evet ama Kıbrıs Rum kamuoyu bu konuda çok hassastır. O yüzden onların da tatmin olabilmesi için senelerdir tüm siyasi partilerin istediği nüfus sayımını yapmak bizim için önemlidir” dedi. Ben de onun üzerine dedim ki “Tamam. Sizin için bu kadar önemliyse sizi de tatmin edelim. Sonuçta vicdanı rahat bir Rum toplumuyla ben birleşik devlet kurmak istiyorum. Hep içinde şüpheler olan Rum toplumuyla yapmazsın. Dolaysıyla anlaşalım, sayıları da konuşalım, sonra nüfusu sayalım” dedim. Ancak bu iş öyle bir kaynatıldı ki önce Eroğlu reddetti. Arkasından “ada çapında tek bir nüfus sayımı yapılacak o yüzden bizim buradaki otoritemizi ortadan kaldıracak” gibi bir ifade ortaya kondu. Şimdi de Hristofyas, “Devlet memuru olmayanların sayımı” dedi. Kusura bakmasınlar bunlar, işin olmaması için uydurulan bahanelerdir. Hristofyas eğer böyle demişse propaganda yapmak istiyor.

Soru: Bu nüfus tartışması fazla şişirilmişe benziyor. Hristofyas seçimlerden dolayı zamana oynuyor gibi görünüyor. Siz ne dersiniz?
Yanıt: Doğrudur. Kıbrıs Rum tarafı seçimlere kadar fazla bir şey olmaması için bunu bahane olarak kullanıyor. Sadece bunu değil, her şeyi kullanıyor. Bakın, Çinli’ye Güney Kıbrıs’a baskı yapılmaması talimatını söyletiyor.

Soru: Kıbrıs Türk tarafı bunu niye göremiyor?
Yanıt: Kıbrıs Türk tarafı da aynı çizgidedir. O da oyalamak istiyor. Türkiye ise seçimlere yoğunlaştığı için kaçınılmaz olarak zaten bu konuda hareket edemez. Kıbrıs Rum tarafı da Türk tarafı da oyalamak ister.
   Bu nüfus sayımına bence hiçbir zaman ihtiyaç yoktur. Hristofyas’a şunu söyledim ve hala daha aynı iddiadayım: ‘ Annan Planı’ndaki kriterleri dikkate alarak, bir nüfus sayımı yaparsanız aylarca sürer, çünkü son yedi yılın ne kadar süresi burada kaldıydı, ne kadar süresi kalmadıydı bunların hesaplanması lazım. Annan Planı’nın öngördüğü kuralları uygulayabilmeniz için uzun bir zamana ihtiyacınız var. O nedenle bu pozisyondaki insanların çözüm olduktan sonra, Nüfus Dairesi’nin incelemesine alınmaları gerekir. Bu nedenle böyle bir nüfus sayımının mümkün olmayacağını söylemiştim.  Böyle bir nüfus sayımını yapmaya kalkışırsanız aylar sürer. O nedenle daha basit bir nüfus sayımı yapılabilir. Daha basit derken örneğin babası, annesi ve kendi nerede doğdu şeklinde yapılabilir. Zaten benim iddiam vatandaşlarımla ilgilidir. Vatandaş olmayanlarla ilgili bir iddiam yoktur. Dolaysıyla Hristofyas’ın talep ettiği ve hassas olduğu nüfus sayımı, ancak bu şekilde yapılabilir. Bunun da zamanı referandumdan hemen öncedir. Şu anda böyle bir nüfus sayımı yaparsanız vatandaş tedirgin olacak. Anlaşmanın tüm unsurları belli olduktan sonra bu nüfus sayımını yaparsanız, herkes rahat olur. Zaten arkadan referandum yapılacak…
   Görünen o ki Kıbrıs Türk tarafı bunu iyi yönetemedi; reddetti.  Reddetmek olmaz, önce size bunu niye önerdiğini anlayacaksınız. Bunu sırf, sizin otoriteniz olmadığını ispat etsin mi diye öneriyor? Öyle derse “hade işine git” dersin kendisine. “Ben çözüme doğru,  BM gözetiminde sayacağım, sen de eş zamanlı sayım yap” dersin. Bir de bakarsınız çözüme doğru yeni devletin bazı unsurlarını oluşturursunuz. Örneğin Nüfus Dairesi, vs. ve görevler verirsiniz. O noktaya gelince bu tam olarak anlaşılır. Konu yanlış ele alındı. Hristofyas niye nüfus sayımı istiyor? Ben öğrendim niçin istediklerini, Rum tarafı hassastır. Siyasi partiler, yıllardır nüfus sayımı istedikleri ve talep ettikleri için bu konuda Hristofyas onları tatmin etmek istiyor. O zaman işin rengi değişir. Eğer maksat buysa o zaman karşı öneri yaparsınız; reddetmezsiniz.



Soru: Hristofyas, “Kuzey’de ne kadar yabancı yerleşik olduğunu ortaya çıkarmak için nüfus sayımını istiyoruz” diyor…
 Yanıt: Peki, bugün bu “yerleşikleri” belirledi. Anlaşma daha ufukta görünmüyor, takvim istemiyor. 6 ay sonra anlaşma olursa bir nüfus sayımı daha mı istenecek? Böyle bir şey insanları rahatsız eder. Bunun, bir şeyin dönüm noktasında olması gerekiyor, bunu ileri götürüp BM’ye götürmek zor mu ki hemen reddedip konu yapıyorsunuz?

Soru: Rum Yönetimi,  İsrail’le doğal gaz konusunda çalışmalar yapıyor. Rum Yönetimi’nin asıl amacı, doğal gazın Avrupa’ya geçişi konusunda bir transit merkez olmak istemesi. Bu konuda deniz yetki alanlarının yeniden  belirlenmesi ile ilgili bir anlaşama da imzaladılar. Doğal gaz ve petrol, mülkiyet kadar önem taşıyan konulardan biri gibi görünüyor. Kıbrıs Türk ve Rum halklarının refahı üzerinde etki edebilecek şeyler. Rum Yönetimi, doğal gazla Kıbrıs’ı bir enerji merkezi haline getirmeye çalışıyor. Ancak, Kıbrıs Türk tarafından pek ses yok. Sizi bunu nereye bağlıyorsunuz?
 Yanıt: Son gelişmeleri bilmiyorum. Benim dönemimde bu konuyu Hirstofyas’la konuşmuştuk. Doğal gaz, petrol, su ve doğal kaynakların tümü federal yetkide olacaktı. Dolaysıyla konu, ortak devletin konusu idi. Bu çerçevede ilk sismik araştırmaların yapıldığı, dönemde,  hem Türkiye’nin hem de bizim tepkilerimizi Hristofyas’a ilettim. Bir defasında, Rum tarafının Türk Deniz Kuvvetleri’yle ilgili şikâyetleri olmuştu. Hristofyas’ı gece aradım ve kendisine bu sevdadan vazgeçmesini, çözümü beklemesini, biran önce çözüme yoğunlaşmasını, çünkü orada bizim de haklarımız olduğunu, Türkiye’nin de aynı zamanda Kıbrıs’ın etrafında uluslararası hukuktan kaynaklanan bir kısım haklarının olabileceğini, bunların ancak çözümle bir formüle kavuşturabileceğini söyleyerek, bu konuda yürütülen çalışmaların durdurulmasını istedim. Tabii ki kabul etmedi. Görüşmelerde de konuyu gündeme getirdim. Bana söylediği şuydu: ‘Kıbrıs uluslararası toplumun içinde bir devlettir. AB, BM üyesidir. Şu anda bir hükümeti vardır. Bu hükümet de uluslararası tanınan bir hükümettir. Bu nedenle söz konusu faaliyetler, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemen faaliyetleridir. Bunları kısıtlamayı görüşmeyi kabul edemem’ idi. BM Genel Sekreteri’ne mektup yazdım; AB’ye şikayetlerde bulundum. Maalesef Kıbrıs Rum tarafı, Denktaş ve Eroğlu’nun sayesinde AB üyesi oldu. Kıbrıs Rum tarafı,  Avrupa’yı arkasına aldı. Türkiye de AB’ye girmek isteyen bir ülke olarak eli daha da zayıfladı. Biz de şimdi sözlerle durdurmaya çalışıyoruz. Durmaz; yapılabilecek fazla bir şeyde görünmüyor.

Soru: Müzakerelerde, spesifik olarak doğal gaz konusu son dönemde bilginiz dahilindeyse tartışıldı mı? Sizin döneminizde doğal kaynaklardan elde edilecek olan gelirlerin bölüşümü konusunda bir öneri var mıydı?
Yanıt: Sanırım tartışılan, doğal kaynakların federal yetkide oluşudur. Federal gelirlerin kurucu devletlere aktarılmasında, Rum tarafı yaratılan GSMH üzerinden dağıtımını öngörüyordu. Yani Rumlar daha zengindir, daha çok milli hasıla üretir, dolaysıyla federal gelirlerden, ki bunun temel unsuru da KDV’dir, Rum devleti daha çok almalıdır. Bölüşümde aslan payı Rum tarafının idi. Biz ise nüfus oranına göre dağıtılmasını öngörüyorduk ki kısa sürede Rum toplumunu yakalayalım. Bizim yakınlaştırıcı önerimiz ise şuydu: Belli bir oran üzerinde anlaşalım ve bölüşüm iki kritere dayalı olsun. Bölüşümdeki kriterler de nüfus ve yaratılan GSMH idi.  Dolaysıyla tahmin ediyorum ki bugün o noktaya gelindi. Bu konuda yakınlaşma oldu dendiğini hatırlıyorum.
   Doğal kaynaklar federal yetkidedir. Doğal kaynakların ayrıca ekonomik olarak nasıl değerlendirileceği belki de anlaşmanın bir parçası olmalıdır. Doğal kaynaklar içinde en ciddi olanlar gaz ve petroldür. Ekonomi başlığı altında bununla ilgili bir düzenleme yapılmalıdır.


"SESİNİZİ DUYURUN"

ŞUBAT SON TARİH

3 ŞUBAT 2005
KIBRIS GAZETESİ
ŞUBAT SONU SÜRE DOLUYOR... KIBRIS'a konuşan Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Genel Direktörü Leopold Maurer, AB Komisyonu'nun Türk hükümetine bir mektup göndererek, "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni de kapsayacak şekilde genişletilmesi öngörülen Ankara Protokolü'nün şubat ayı sonuna kadar parafe edilmesini istediğini belirtti. Maurer, protokolün paraf edilmesini bir ilk adım olarak niteleyerek, protokolün imzalanmasına kadar bunu başka adımların izleyeceğini belirtti
TÜZÜKLER BEKLEMEDE... Maurer, mali yardım ve serbest ticaret tüzüklerinin AB dönem başkanlığını yürüten Lüksembourg'un henüz gündeminde bulunmadığını söyledi. Maurer, "Bu tamamen AB'nin dönem başkanlığını yürüten Lüksembourg'a bağlı. Lüksembourg'dakilerin söz konusu iki tüzüğün gündeme alınmasına karar vermesi halinde tüzükler ile ilgili tartışmalara başlayacağız. Ancak şu anda bu doğrultuda bir gösterge bulunmuyor" dedi
Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Genel Direktörü Leopold Maurer, AB Komisyonu'nun Türk hükümetine, şubat ayı sonuna kadar Ankara protokolünü parafe etmesi yönünde, bir mektup gönderdiğini bildirdi.
KIBRIS'a konuşan Maurer, 17 Aralık zirvesinde, Türkiye'nin 3 Ekim'den önce, protokolü imzalaması gerektiği yönünde karara varıldığını hatırlatarak, söz konusu mektubun, AB'nin genişlemeden sorumlu direktörü tarafından gönderildiğini söyledi.
Maurer, protokolün parafe edilmesini bir ilk adım olarak niteleyerek, protokolün imzalanmasına kadar bunu başka adımların izleyeceğini belirtti.
Mali yardım ve serbest ticaret tüzükleri konusunda da açıklamalarda bulunan Maurer, tüzüklerin gündeme alınmasında topun Lüksembourg'da olduğunu, ancak şu anda bu doğrultuda bir sinyal bulunmadığını ifade etti.
Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılan değişiklikleri tartışmak üzere adada bulunan Maurer, iki taraftan olumlu tepki gelmesi ve AB üyesi ülkelerin bu yenilikleri onaylaması halinde, söz konusu değişikliklerin, en iyi ihtimalle şubat ayı sonu veya mart ayı başında yürürlüğe gireceğini söyledi.
Maurer, Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılan değişikliklerin "narenciye, hayvansal ürünler ve 175 euroya kadar olan malların sınırdan geçmesinin daha pratik hale dönüştürülmesi" konularını kapsadığını anlattı.
Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Genel Direktörü Leopold Maurer, KIBRIS'ın yeşil hat, mali yardım ve serbest ticaret tüzükleri ile Türkiye - AB ilişkileri konularındaki sorularını yanıtladı.
KIBRIS : Sayın Maurer, geçtiğimiz aylarda Kıbrıs'ta bulunmuştunuz ve Yeşil Hat Tüzüğü üzerinde yapılacak olan birtakım değişiklikler üzerinde çalışıldığını anlatmıştınız. Şu anda durum ne? Yeşil Hat Tüzüğü'ndeki değişikliklerle ilgili yeni öneri paketiyle mi geldiniz?
MAURER: Her şeyden önce, bu yağmurlu dönemde adayı daha yeşil ve güzel bulduğumu söylemeliyim. Evet, buraya biraz çalışma yapmaya geldik. Sizin de az önce aktardığınız gibi öncelikli olarak, Yeşil Hat Tüzüğü üzerinde tartışacağız. Kasım ayında söz konusu tüzükte değişiklikler ile ilgili birtakım öneriler masaya konmuştu. Bu değişiklik önerileri ise Ağustos 2004 yılında ortaya çıkmıştı. En önemli değişiklik, narenciye konusu üzerindeydi. Diğer önemli değişiklikler ise 175 euroya kadar olan malların yeşil hattan geçmesini ve hayvan ürünlerinin ticaretinde uygulanan prosedürün gelecekte daha pratik bir şekle dönüştürülmesini kapsıyordu.
KIBRIS: Peki bu değişiklikler ne zaman yürürlüğe girecek?
MAURER: Bu, yarın (bugün) yetkililerle yapacağım görüşmelere bağlı. Bu görüşmelerde, nelerin kabul edilip edilmeyeceğini ve hangi noktalarda uzlaşı sağlanabileceğini göreceğiz. Bu konuda olumlu sinyaller aldık . Bunların (tüzükteki değişikliklerin) kabul edilmesi ve üye ülkelerin de hazır olması halinde tüzük uygulamaya girecek. Biz bu sürecin mümkün olduğunca süratli olmasını istiyoruz. Ancak az önce de söylediğim gibi bu, neler üzerinde anlaşmaya varıldığına bağlı.

KIBRIS: Tüzükte yapılan değişiklikler üzerinde, şu ana kadar itiraz sesleri yükseldi mi?
MAURER: Az önce aktardığım gibi biz, tüzük üzerindeki değişiklik çalışmalarına kasım ayında başlamıştık. Noel döneminde ise bu çalışmalar durdu. Konuyla ilgili çalışmaları yeniden başlatıyoruz ve nasıl gittiğini hep beraber göreceğiz.
KIBRIS: Sizin de az önce aktardığınız gibi narenciye önemli bir konu. Hasat döneminde gerekli işlemlerin yerine getirilmesi için adada uzmanların bulunacağı yolunda, daha önceden açıklamalarınız olmuştu. Bu uzmanlar şu anda ülkede mi ?
MAURER: Evet, uzmanlar burada ve tüm donanımları incelediler. Ayrıca, Yeşil Hat'tan gönderilecek ürünler için gerekli olan sertifikalar da hazır. Kısacası biz hazırız.

KIBRIS: Yeşil Hat Tüzüğü'ndeki değişiklikler konusunda adanın her iki tarafından olumlu reaksiyonlar alırsanız ve AB üyesi ülkeler de bunu desteklerse, söz konusu değişiklikler ne zaman yürürlüğe girecek?
MAURER: Olay dediğiniz şekilde gelişirse her şeyden önce konuyla ilgili yasal enstrümanın onaylanmasına ihtiyaç var. Tabii ki Bakanlar Konseyi'nin de onayı gerekiyor. Tüm bunlar en iyi tahminle şubat sonu veya mart ayı içinde gerçekleşebilir.

KIBRIS: Size, Mali Yardım Tüzüğü ve Direkt Ticaret Tüzüğü konusunda da soru sormak istiyorum. Bu tüzükler şu anda AB Konseyi'nin onayını bekliyor. Tüzüklerin onaylanması sürecine ne kadar yakınız?
MAURER: Bu tamamen AB'nin dönem başkanlığını yürüten Lüksembourg'a bağlı. Lüksembourg'dakilerin söz konusu iki tüzüğün gündeme alınmasına karar vermesi halinde tüzükler ile ilgili tartışmalara başlayacağız. Ancak şu anda bu doğrultuda bir gösterge bulunmuyor.

KIBRIS: Avrupa Komisyonu yetkilileri, Türkiye'nin AB ile olan Gümrük Birliği'ni genişletmek zorunda olduğunu, aksi takdirde bunun müzakerelerin başlaması yönünde sorun yaratacağı konusunda uyarıda bulunmuştu. Türk hükümetinin bu konuda karşılaşabilecek bir sorun olasılığına karşı, uyum protokolüne ilişkin kararın ilk aşamada TBMM'de onaylanmasının gerekmeyeceği, hükümet onayının irade beyanı olarak kabul edilmesine dayanan yaklaşımı ortaya koyacağı söyleniyor. Böyle bir durumda, AB'nin tepkisi ne olur?

MAURER: Bu sorunuza sanırım net bir yanıt verebilirim. 17 Aralık zirvesinde, Türkiye'nin 3 Ekim'den önce, protokolü imzalaması gerektiği yönünde karara varılmıştı. AB'nin genişlemeden sorumlu direktörü Türk hükümetine, şubat ayı sonuna kadar Ankara Anlaşması'nın parafe edilmesi gerektiğini belirten bir mektup göndermişti. Bu da atılacak ilk adım olacaktı. Protokolün imzalanması için daha atılması gereken pek çok adım bulunuyor. Biz de bunun nasıl gittiğini göreceğiz.

TÜZÜK İKİNCİ YARIYILDA


AB Komisyonu Kıbrıs Birimi sorumlusu Leopold Maurer, Mali Yardım Tüzüğü'nün, AB Konseyi'nden geçmesi halinde, uygulamanın önümüzdeki yılın ikinci yarısında başlayacağını söyledi.
259 milyon euroluk mali yardımın kullanımı için program yapılması gerektiğine işaret eden Maurer, birtakım belgelerin üst komiteden geçirilmesinin ardından, uygulamanın başlatılabileceğini belirtti.
Maurer, projelerle ilgili tekliflerin zaman alacağını vurgulayarak, ilk projenin uygulanmasının, 2005'in ikinci yarısında olacağını ifade etti.
Mali Yardım Tüzüğü'nün kabulü konusunda, hedefin 23 Kasım tarihi olduğunu aktaran Maurer, "Bakanlar Kurulu karar verirse, tüzük benimsenecek. Tüm bunlardan sonra, şu anda masada olan serbest ticaret önerileri üzerinde çalışmalar başlayabilecek" dedi.
Maurer, Serbest Ticaret Tüzüğü'nün şu anda üye ülkeler tarafından tartışıldığını dile getirerek, Mali Yardım Tüzüğü'nün kabulü halinde, Serbest Ticaret Tüzüğü'nün nasıl yürütüleceği konusunda, üye ülkelerin karara varacağını kaydetti.
Yeşil Hat Tüzüğü'nde, narenciye ve hayvan ürünleri konularında değişiklikler yapılması yönünde çalışma başlattıklarını anlatan Maurer, "Bu tarz ürünlerin, ticaret kapsamına nasıl dahil edileceği yolunda bir prosedür oluşturmak istiyoruz. Bu değişiklikler, üye ülkeler tarafından onaylandıktan sonra, resmi olarak yayınlanacak ve ardından uygulamaya girecek. En iyimser tahminle uygulama, bu yıl sonunda gerçekleşecek" diye konuştu.
Maurer, ülkede bulunan üç uzmanın, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'na sertifikaların uygulanması konusunda yardım ettiğini aktardı.
Narenciye hasadı başlar başlamaz ve narenciye ticaretinin mümkün olması halinde, AB'den sağlık konusuyla ilgili uzmanların gelerek, gerekli belgeleri onaylayacaklarından söz eden Maurer, "Uzmanlar sürekli adada bulunacaklar. Tüm narenciye teslimlerine bakacaklar ve bahçeleri hasat boyunca kontrol edecekler" dedi.
Maurer, AB Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili tavsiyesini hatırlatarak, Türkiye'nin tüm bunları yerine getirmesi halinde, AB ile önümüzdeki yıl müzakerelere başlayabileceğini söyledi.
AB Komisyonu Kıbrıs Birimi sorumlusu Leopold Maurer, Yeşil Hat, mali yardım ve serbest ticaret tüzükleri konularında KIBRIS'ın sorularını yanıtladı:

KIBRIS: Sayın Maurer, bugün (dün) "Yeşil Hat Tüzüğü Çerçevesinde Ticari İlişkiler" adlı bir konferans vardı. Konferans sırasında, Yeşil Hat Tüzüğü'nde özellikle hayvan ve narenciye ticareti konularında değişikliklere gidilebileceğini söylediniz. Görünen o ki, söz konusu değişiklikler, bu yıl sonuna doğru yapılacak. Peki, spesifik olarak tüzükte ne tarz değişiklikler yapılacak? Bugünkü atölye çalışmasında konuyla ilgili düşünceler elde edebildiniz mi?
MAURER: Bugünkü atölye çalışmasında, 100'ün üzerinde katılımcı vardı. Bu da bizim iyimser olmamızı sağladı. Gün boyunca devam eden seminerde, mal geçişinin tüm yönü hakkında bilgiler alındı ve konu, derinlemesine tartışıldı. Sonuçtan mutluyuz. Bunun gerçek ticaret olayında ne gibi etkileri olacağını göreceğiz. Şu ana kadar yaklaşık, 100 bin euroluk bir başlangıç var. Sizin de söylediğiniz gibi, tüzükte bazı değişikliklerin yapılması konusunda öneri sunmaya hazırlanıyoruz. Bu önerilerin, komisyon tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Bunun ardından, AB üyesi ülkeler, söz konusu değişiklikleri ortak olarak kabul etmeli. Sizin de söz ettiğiniz gibi, bu değişiklikler narenciye ve hayvan ürünlerini kapsıyor. İlk başta, bal ve balık ticareti konusunda sorunlar ortaya çıkmıştı. Bu tarz ürünlerin, ticaret kapsamına nasıl dahil edileceği yolunda bir prosedür oluşturmak istiyoruz. Ayrıca, turist beraberinde sınırdan geçirilecek olan malların miktarını da tartışıyoruz.
KIBRIS: Bu değişikliklerin nasıl uygulanacağı konusunda spesifik düşünceleriniz var mı?
MAURER: Bu değişiklikler üye ülkeler tarafından onaylandıktan sonra, resmi olarak yayınlanacak ve ardından uygulamaya girecek. En iyimser tahminle bu yıl sonunda gerçekleşecek.

KIBRIS: Konferans sırasında, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın size gelecekte ne yapılması ve neyin değiştirilmesi gerektiğini içeren 10 maddelik bir liste verdiğinden söz etmiştiniz. Bu 10 madde nelerden oluşuyor ve AB'nin hangilerini değerlendirmeye alacağını düşünüyorsunuz?
MAURER: Tüm maddeleri şu an hatırlamıyorum. Ancak, küçük işletmecilerin malları için pazarda bazı olanakların sağlanması ve sürücü ehliyeti gibi bazı konular vardı. Tüm bu öneriler üzerinde dikkatli olarak çalışacağız. Şunu da eklemeliyim ki, Rum tarafından da özellikle geçiş noktaları konusunda bazı öneriler geldi. Hepsini dikkatlice değerlendireceğiz. Gelecek yıl yeni önerilerle geleceğiz. Şu anda dikkatimizi yoğunlaştırmamız gereken üç öneri var. Bunlardan biri de aciliyeti olan narenciye konusu. Narenciye hasadı çok yakında başlıyor. Bu nedenle hemen narenciyeyi kapsayan değişikliğin hızlı bir şekilde kabul edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Her gün önümüze yeni şeyler geliyor ve belli bir zaman sonra ne yapmamız gerektiği konusunda birtakım tecrübeye sahip olacağız.
KIBRIS: Sanıyorum, hayvansal ürünler ve narenciyeyle ilgili olarak adaya AB uzmanları gelecek. Uzmanlar ne zaman geliyor? Bu konudaki prosedür nedir?
MAURER: AB'nin uzmanlara ihtiyacı yok; buradaki insanların uzmanlara ihtiyacı var. Zaten uzmanlar da halen adada bulunuyorlar. Üç uzman, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'na, sertifikaların uygulanması konusuyla ilgili olarak yardım ediyor. Bu uzmanlar, gümrük konularında tecrübe sahibi. Narenciye hasadı başlar başlamaz ve narenciye ticaretinin mümkün olması halinde, AB'den sağlık konusuyla ilgili uzmanlar gelerek gerekli belgeleri onaylayacaklar.

KIBRIS: Uzmanların narenciye ile ilgili çalışmalarını ne zaman bitireceklerini biliyor musunuz?
MAURER: Onlar sürekli burada bulunacaklar. Tüm narenciye teslimlerine bakacaklar ve bahçeleri hasat boyunca kontrol edecekler.
KIBRIS: AB, Kıbrıs Türk halkına mali yardım ve serbest ticaret tüzüklerinin geçirileceği yönünde söz vermişti. Fakat tüzükler konusundaki kararlar, sürekli olarak ertelendi. Bazı açıklamalara göre, Mali Yardım Tüzüğü, 22 Kasım'da Avrupa Konseyi'nde onaylanacak. Bu kez gerçekten tüzüğün Avrupa Konseyi'nde onaylanacağı düşüncesine katılıyor musunuz?
MAURER: Mali Yardım Tüzüğü'nün kabulüne ilişkin kaygılar, bizim için çok uzakta. Bakanlar Konseyi dışında, anlaşmanın kalıcı olan parçasının üye ülkeler tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Ayrıca, Avrupa Parlamentosu'nda da kabulü gerekli. Avrupa Parlamentosu'nda kasım ayı içinde tüzük kabul edilebilir. 23 Kasım hedef tarih. Bakanlar Kurulu karar verirse bunun ardından tüzük benimsenecek. Tüm bunlardan sonra, şu anda masada olan serbest ticaret önerileri üzerinde çalışmalar başlayabilecek ve bununla ilgili olarak üye ülkelerin üzerinde nasıl çalışacaklarını göreceğiz.

KIBRIS: Konseyin finansal yardım tüzüğünü kabulü halinde, Kuzey Kıbrıs'ta söz konusu tüzük ne zaman işlemeye başlayacak?
MAURER: Uygulama gelecek yıl içerisinde başlayacak. Bizim, paranın kullanımı için program yapmamız ve bazı belgeler hazırlayarak üst komiteden geçirmemiz gerekiyor. Bunun ardından, uygulama başlayabilir. Daha sonra tekliflere geçilecek ve bu zaman alacak. Tüm bunların ardından, ilk projenin uygulanması için çalışmalar yapmamız gerekiyor. Bu önümüzdeki yılın ikinci yarısında olacak.
KIBRIS: Türk tarafı bu parayı nasıl alacak? AB'den direkt olarak mı gelecek?
MAURER: Paranın yarısı, yeniden inşa konusundaki acente aracılığıyla gelecek. Diğer yarısı ise direkt olarak Avrupa Komisyonu'ndan gönderilecek. Ancak, şu anda devam eden aktiviteleri kapsayan küçük bir bölüm, müktesebatın harmonizasyonu konusunda çalışan teknik ofisimiz tarafından sağlanıyor.
KIBRIS: Peki bunu Kıbrıslı Türk yetkililere mi verecekler?
MAURER: Hayır. Bunu firmalar alacak.
KIBRIS: Avrupa Komisyonu tarafından verilen bölümü kim alıyor?
MAURER: Bunu halka açık olarak verilecek teklifi kazanana vereceğiz. Örneğin, araziyi doldurmak istiyorsanız bir şirkete ihtiyacınız olacak. Bu durumda parayı, şirket alacak.
KIBRIS : Ben Serbest Ticaret Tüzüğü konusuna geri dönmek istiyorum. Mali Yardım Tüzüğü'nün kabul edilmesinin ardından, sırada Serbest Ticaret Tüzüğü'nün olduğunu söylemiştiniz. Ancak, AB Komiseri Günter Verheugen, ilk başta her iki tüzüğün de bir paket olarak geçirilmesi yönünde öneri vermişti. Zaman geçtikçe, bu unutuldu ve her iki tüzüğü birbirinden ayrıma eğilimine gidildi. Türk tarafı Mali Yardım Tüzüğü'nün tek başına kabulünün bir anlam taşımayacağına inanıyor. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
MAURER: Bu konu, şu anda üye ülkeler tarafından tartışılıyor. Mali Yardım Tüzüğü konusunda karara varılması halinde, Serbest Ticaret Tüzüğü'nün nasıl yürütüleceği konusunda da karara varılacak, ancak bu, üye ülkelere bağlı.

KIBRIS: Türk tarafının Serbest Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmemesi halinde Mali Yardım Tüzüğü'nü reddetmesi ihtimali var. Böyle bir durumda, AB nasıl bir reaksiyon gösterir?
MAURER: Böyle bir durumun sonuçları hakkında spekülasyon yapmayız.
KIBRIS: Kıbrıs Rum tarafının AB önüne pek çok engel koyduğu ve Kıbrıs Türk halkının gözünde önemli bir yere sahip olan Serbest Ticaret Tüzüğü'nün bugüne kadar Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi'nde tartışılmadığını görüyoruz. Bu noktada, Kıbrıs Türk halkının politik ve ekonomik izolasyondan kurtulması yönünde verilen söz, unutulmuş gibi... Ne dersiniz?
MAURER: Masaya iki öneri koyduğumuzu düşünüyorum. Şu anda aday ülkelerin vereceği kararı beklememiz gerekiyor.
KIBRIS: Kıbrıs Rum lideri Tassos Papadopoulos, Türkiye'yi veto ile tehdit etmeye başladı. Bu, sizce ciddi bir tehdit mi, yoksa blöf mü?
MAURER: Yorum yok.
KIBRIS: Türkiye'nin geniş tarım sektörü ve büyüyen nüfusunun, müzakere tarihinin alınmasında gecikmelere yol açabileceği söyleniyor. Bu düşüncelere katılıyor musunuz?
MAURER: Bu önemli bir nokta değil. Pek çok diğer önemli nokta, ekim ayı başında sunulmuş olan raporun içinde var. Bu (müzakere tarihi), üye ülkelerin verecekleri karara bağlı.
KIBRIS: Türkiye'nin erken zamanda müzakere tarihi alabileceğini düşünüyor musunuz?
MAURER: Komisyon, tavsiyesini verdi. Türkiye'de kabul edilmesi gereken yasalar ve daha yapılması gereken pek çok şey var. Bu, Türkiye'ye bağlı. Türkiye'nin tüm bunları tamamlaması halinde, müzakereler önümüzdeki yıl başlayabilir.